İçsel ve dışsal Öğreti

Sevgili İsa

25 Haziran 2008

 

BEN İsa size gelen. Geçen sefer olduğu gibi, ruhlarınıza yararlı olacağını umduğum belli nasihatler vermeye geldim. Dışsal ve içsel Öğreti vardır. Bunu biliyorsunuz ya da duymuş olabilirsiniz. İkisinin arasındaki fark nedir?

Her defasında bu mevzuda size nasihat verdiğimizde, onu tam olarak kavrayabilmeniz için bizler, konuyu birazcık farklı bir şekilde sunuyoruz. 2000 yıl önce bedenlendiğim zaman, Öğretiyi birçok kişiye verdiğimi biliyorsunuz. Bu Öğreti dışsal mıydı yoksa içsel miydi? Bu soruyu cevaplamak için gelin birlikte düşünelim.

Bir Elçi ya da bir peygamber bedenlendiği zaman, o belli bir amaçla ya da Misyonla gelir. Böyle bir müjdecinin daima tek bir Misyonu vardır: Gerçek Öğretiyi yeniden canlandırmak. Çağların başlangıcından beri daima dünyada var olan, ama binlerce yıl önce unutulmuş olan Öğretiyi [yeniden canlandırmak]. Sizler Bilginin yenilenmesine ihtiyaç duyarsınız. İşte bu yüzden bugün size yenilenmiş Bilgiyi, şu anda kavrayabileceğiniz Bilgiyi vermek üzere geliyoruz.

Yakın zamanda, bedende bulunduğum vakit ve hatta ondan oldukça sonra, eğer şimdi verdiğimiz Öğretiyi taşıyan bir kişi ortaya çıksaydı, kendisi o kadar geniş ve açık bir şekilde vaaz edemeyecekti, şu basit nedenden dolayı, tüm dünya dinlerine özgü birçok sınırlamalar vardır. Her din belli dogmalar ve kurallar düsturudur. Ve bu dogmaların ve kuralların büyük bir kısmı, benim ya da başka dinlerin kurucuları tarafından verilmediğini muhtemelen tahmin edebilirsiniz, onlar çok daha sonraları ortaya çıkmış ve kilise pederleri tarafından eklenmiştir. Çünkü her insan kendi dünya görüşüne ve kültürüne dayanarak, başkalarına mümkün olan en iyi şekilde nasihat vermeyi arzuluyor.

Bu kişi Tanrı adına konuşmuyorsa, ama onun fani aklı konuşuyorsa, çabalarının sonucu, Yükselmiş Üstatların insanlar arasında tezahür etmesini görmek istedikleri sonucun, bazen tam tersi olmaktadır. Şöyle ki, herkes gerçekte var olan tüm kutsal gizemlere, insan zihnine uygun bir açıklama bulmaya çalışıyor. Açıklanamayan şeyler ise ya sükûnetle geçiştiriliyor ya da Tanrı’nın mucizesi olarak ilan ediliyor. Pek çok kuşak insan, yüzlerce yıl önceki mucizeyi tekrarladığında ve ağızdan ağza aktardığında, bir dogma oluşur ve o, belirli bir dine ya da kiliseye mensup insanların bilincinden bağımsız bir şekilde varlığını sürdürür.

Her bir dogmada Hakikat vardır, fakat bu Hakikatin yeni kuşaklar için anlaşılabilir olabilmesi için, gelmesi gereken ve İlahi Hakikat anlayışını yeniden canlandıracak yeni bir insan gereklidir. Her zaman bu şekilde olmuştur. Ve bu bir kuyu kazmanıza ve ondan su çekmenize benzer. Sizler bu kuyudan su içmeye alışıyorsunuz, çünkü başka yerden su alamıyorsunuz. Zamanla, su bayatlasa bile, yeni bir su kaynağını nasıl bulacağınızı bilmediğiniz için suyun bu haline razı oluyorsunuz. Ve işte yeni bir insan geliyor ve yeni bir kuyu kazıyor. Ve sizler dikkatlice bu suyu tadıyorsunuz, çünkü değişik suların olabileceğini ve hatta sudan zehirlenebileceğinizi anlıyorsunuz. Ve belirli bir süre geçiyor, tüm sakinler yeni kuyuya alışıyor ve ondan su çekmeye başlıyorlar.

Aynı durum verilen yeni Öğreti için de geçerlidir. Her seferinde yeni bir insan geliyor ve çağdaşları tarafından anlaşılacak, aynı kadim Öğretiyi veriyor. Başlangıçta, bu Öğreti mükemmel İlahi titreşimler içeriyor ve yeniliği ile herkesi cezbediyor. Daha sonra Öğretinin taşıyıcısı gittikten sonra, bu Öğretiyi kabul edenler, kendi usulünce onu yorumlamaya başlarlar. Çünkü İlahi fırsatın akışı kesiliyor ve dünya üzerinde İlahi enerjinin ileticisi olan hiçbir insan yoktur.

Her defasında, aynı Öğreti verilir ve bu Öğretinin özü, bir bebek için bile kolay ve açıktır. Ama bir bebeğin anlayabileceği şey, fani aklın [dikkatinden] kaçıyor ve hiçbir şekilde mantıksal olarak analiz edilemiyor. Bu yüzden Öğretinin kaynağını kendi içinizde bulmanız, sizin için çok önemli olacaktır. Bütün gerçek dinlerin temelinde, her insanın kalbinde yaşayan Tanrı hakkında bir Öğreti vardır. İnsanlar Tanrı’yı kalbinde duyma yeteneğini kaybettikleri için, Tanrı’yı duyan ya da Tanrı’yı duyduğunu söyleyen aracılar ortaya çıkmıştır.

Size yolu gösterebilecek bir aracıdan yardım istemeniz utanılacak bir şey değildir. Tek sorun, bu aracının ne kadar İlahi Hakikatin taşıyıcısı olduğudur. Bu yüzden her birinizin İlahi ezgi ile uyum sağlaması ve kalbinde İlahi titreşimleri hissedebilmesi daha kolay ve etkilidir. İnanın, Tanrı her birinizin kalbinde yaşıyor. Size nasihat edecek birini aramak için Dünya’yı dolaşmanız gerekmiyor. Fakat şu anda yaşayan birçok insan Tanrı’yı doğrudan duyma yeteneğini yitirdiği için, en azından eski ve yeni vaizler arasında, koyun postu içindeki kurtları ayırt edebilecek kriterlere sahip olmanız gerekir.

Tanrı’nın olduğu yerde dedikodulara ve söylentilere yer yoktur. Tanrı’nın olduğu yerde, fırsatçı çıkarlara ve başkasının sırtı üzerinde yaşama arzusuna yer yoktur. Tanrı’nın olduğu yerde, sadece vermek vardır – içmeniz için size tekrar ve tekrar İlahi nektar veriliyor ve karşılığında hiçbir şey istenmiyor. Asla harici ritüellerin peşini kovalamayın. Aslında orada olmayan kutsal gizemleri bulmaya asla çalışmayın. Sade bir şekilde yaşayın. Musa ve peygamberler tarafından verilen emirleri uygulayın ve en başta, komşunuza ve tüm canlılara karşı Sevgi ve merhamet duygusunu kalbinizde korumayı çalışın.

Yaşamın her parçasına karşı davranışınız, her bir İlahi tezahürüne karşı davranışınız, gerçek bir mümini, Tanrı’nın adı arkasına saklanan, ancak kalbinde Tanrı’nın bulunmadığı bir ikiyüzlüden ayırt edecektir. Size “Birbirinizi sevin” emrini verdim. Kalbinizde Sevgi yaşadığı müddetçe, herhangi bir dış vaize ihtiyacınız olmadığını, Tanrı’yı kendinizin dışında arayarak zamanınızı boşa harcamanıza gerek olmadığını söylemeye geldim, çünkü içinizde Sevgi vardır, dolaysıyla sizler Tanrı’da ikamet ediyorsunuz, çünkü Tanrı – Sevgidir. Bugün kalbiniz içinde bulunan içsel Öğreti hakkında bir fikir vermek için geldim ve o da Sevgidir.

 

BEN İsa.

 

 

KAPAT