Sevgili Hilarion
4 Ocak 2007
BEN Üstat Hilarion. Bugün size gelen.
Ben, her birinizin yüreğinizin derinliklerinde kendinizle baş başayken yaptığı içsel çalışmanız için gerekli olan her zaman olduğu gibi tavsiyeler vermek için geldim. Kendinizle baş başa kaldığınız dakikalar o kadar nadir ki. Bütün işlerin ikinci plana gittiği ve sizin kendinizle baş başa kaldığınız. Tek başınıza düşünmeyi ara sıra değil de bu iletişim için yüreğinize her gün birkaç dakika ayırarak, kendinizle konuşma imkânınız olsaydı ne kadar iyi olacağını bir düşünün. Ben Üstat Hilarion bedende bulunduğum sırada, yalnız, meskûn yerlerden uzaktayken, bütün gün kendimi sanki dışardan izliyormuşum gibi imkânım olduğu o dakikaları hatırlıyorum.
Bedende bulunan vücudumun tüm fonksiyonlarıyla canlı bir insan olduğumu anlıyor, ama aynı zamanda içimde, insan bedenimin fonksiyonlarına doğrudan bağlı olmayan başka bir insan bulunduğunu kavramaya başladım. Bu, kişiliğin tuhaf bir bölünmesiydi. Dünya’da bedenlenmiş bulunuyor, ama aynı zamanda ölümsüz olduğumu anlıyordum. Ben ebediyim. Bu bedende kendi kendime teslim edilmiş ve hayatımın anlamını anlamaya çalışıyorum ama aynı zamanda fiziksel bedenimden çok daha fazlasıyım. Aslında fiziksel bedenim, Yüksek Ben olan parçamın içimde bulunmasına izin veren sadece bir dalgıç kıyafetidir.
Aslında kim olduğumu açık olarak kavradığım anlarda bilincim, Dünya’daki tüm yaşamla olan birliğimi net olarak gördüğüm tasavvur edilemez boyutlara yükseliyordu. Doğanın, meleklerin ve elementallerin tüm krallıklarıyla olan Birliğimi net olarak görüyordum. Yüreğimle sessiz iletişimde olduğum bu mutlu anlarda, insan gözlerine görünmeyen ama yine de yaşayan, çevremdeki binlerce varlığın konuştuğunu ve benimle iletişime geçmeye çalıştığını hissediyordum. Bu anlarda kuşlarla, hayvanlarla, her bir böcekle olan birliğimi hissediyordum.
Ne kadar muhteşemdi! Ve bu ancak kendimle baş başa kaldığımda mümkündü. Etrafımda hayvanlar, kuşlar, melekler ve elementaller dışında hiç kimse yoktu. Daha sonra insanlar bana geldiler. Bu insanlar benden şifa diliyorlardı. Onlar yanıma gelip sessiz mutluluğumdan ve huzurumdan küçücük bir parça almak için çabalıyorlardı. Ama sorunları ve problemleriyle dünyama geldikleri anda, kendi dünyamın sakinleri saklanıyorlardı, çünkü bu insanların titreşimleri, onların ve sessiz iletişimimizin süresi boyunca alıştıkları titreşimlerime, onlar için bilinmedik ve düşmancaydı.
Pek çok insana yardım ediyordum. Onların ruhlarını iyileştiriyordum. Otlardan karışımlar yapıyor ve onlara bu karışımı veriyordum. Ama onların hasarlı ve zayıf bedenlerine otlar değil; bilinçleri, yanlış davrandıkları ve yanlış duygulara izin verdiklerinde ruhlarına ve fiziksel bedenlerine nasıl bir zarar verdiklerini kavramaya başladıkları seviyeye yükseldiğinde, aslında kendi kendilerini iyileştiriyorlardı. İlahi olmayan duygular insanı ele geçirdiğinde, bu tıpkı ince bedenlerinden bir kasırga geçmesine benzer. Ve sizi sık sık nefret, hüzün, keder, haset, kıskançlık ve diğer olumsuz duygular ele geçiriyorsa, her seferinde ince bedenlerinizden kasırgalar geçmekte ve sonuçta ince bedenleriniz parçalanmakta ve artık İlahi enerjilere iletkenlik görevlerini yerine getirememektedir. Bu durumda fiziksel bedeniniz hastalanmaya başlıyor. Size şifa verecek pek çok doktor ve üfürükçü aramaya neden olan hastalıklardan muzdarip olmaya başlıyorsunuz. Ve eğer yolunuzda bedeniniz yerine ruhunuzu iyileştirecek doktor bulursanız şansınız çok yaver gidecek demektir. Çünkü öncelikle ince bedenlerinizin iyileştirilmesi gerekir. Duygusal bedeninizi, hafıza ve efir bedeninizi ve mental bedeninizi.
Bu bedenler en değişken parçanız olup, sürekli negatif duygu ve düşünceye maruz kalarak ilk önce onlar tahrip olmaktadırlar. Fiziksel bedendeki hasar ve hastalıklar, ince bedenlerinizi tahribat ve hastalıkların bir sonucudur. Bu yüzden her şeyden önce ruhunuzu iyileştirmek gerekir. Yanlış davranışlarınız, düşünceleriniz ve duygularınızla fiziksel bedeninizin hastalanmasına sebep olduğunuzun anlayışına varmanız gerekir. Pek çoğunuz yüreğinde saldırganlığı korumaya ve kötü durumu için doktorları, yakınlarını, işini, patronunu suçlamaya devam etmekte.
Ama bu yanlış bir yaklaşım tarzıdır. İyileşmenize doğru ilk adım, hastalıklarınız için kendiniz dışında hiç kimsenin suçlu olmadığını anlayışı olacaktır. Sinirlendiğinizde, başka insanlara zarar verdiğinizde, küfürlü konuşmaya ve kötü davranışlara müsaade ettiğinizde, bedeninizi kirleten yiyecek ve içecek kullandığınızda tüm hastalıklarınıza siz kendiniz sebep olmuşsunuzdur. Hastalıklarınızın sebebi sizsiniz. Ve bu basit anlayışa ulaştığınızda, iyileşmenize doğru ilk ve en önemli adımı atıyorsunuz.
Bir sonraki adım ise hastalanmanıza sebep olan davranışlarınızı bir daha yapmama kararını vermektir. Bazıları için bu olumsuz düşüncelerden, bazıları için negatif duygulardan, başkaları için olumsuz davranışlardan kurtulmak olacaktır. Ruhunuzun ve bedenlerinizin hastalanmasına sebep olan her şeyden kurtulmayı istemelisiniz. Ve ancak ondan sonra bir sonraki adıma hazırsınız, kırık bir kalple ruhunuzun ve fiziksel bedeninizin hastalıklardan iyileşmesi için içtenlikle Tanrı’dan yardım dilemek.
Fakat pek çoğunuz öyle acınacak halde ki bu hayatta fiziksel bedeni iyileştirmek artık imkânsızdır. Fakat hastalıklarınız sebeplerinin farkına varılması ve doğru davranış ve düşünce şeklin kabul edilmesi, ruhunuzu huzura kavuşturacak ve bir sonraki hayatınızda hastalıklarınızın sebebini çok çabuk kavrayacak ve küçük yaştan ibaren sadece fiziksel bedeninizle değil düşünce ve duyguların doğru ayarıyla da ilgileneceksiniz. Bir insanın gençlik ve yetişkin yıllarında yaptığı davranışlarla hastalıkları arasında doğrudan bir bağlantı kurmaya başlaması çok nadirdir.
Ve eğer pek çoğunuza yaptığınız iğrenç davranışlar gösterilseydi çoğunuz şaşıracak, çünkü uygar zamanınızda buna benzer şeylere izin vermek imkânsızdır. Fakat maalesef sizin uygarlığınız ruhlarınızı yok etmeye yöneliktir. Ve sözüm ona pek çok film tsunami gibi ince bedenlerinizi tahrip etmekte. Benzer yapıları seyretmekten kendinizi koruyun, özellikle çocuklarınızı özenle koruyun. Çünkü onların ince bedenlerinin henüz yeterli koruması yoktur ve televizyon ekranlarında gördükleri tüm bu kâbus onları hastalıklara ve ölüme programlıyor.
Sizleri uyarıyor ve hastalıklarınızın sebebini açıklamaya çalışıyoruz. Uygarlığınızın sorunlu kısır döngüsüne her an kendiniz son verebilirsiniz. Sizden istenen sadece bir karar vermek ve yaşamınızda İlahi prensiplere göre hareket etmektir. Şimdi ise çok önemli bir şey daha üstünde durmak isterim. Melekleri, Tanrı’yı ve Üstatları yardıma çağırdığınızda daima tevazu içinde olmanızı, Yaşamın ve Yaradanın önünde hürmetle dilemeye çalışın. Çünkü her lütuf Tanrı’dan gelmekte ve bu lütfü almanıza engel olan, kalbinizi kaplayan aşılmaz bencilik kabuğudur.
BEN Hilarion’um. Size olan Sevgimle.
