Sevgili Alfa
2 Haziran 2010
BEN Alfa, size tekrar gelen. Ebediyet günün telaşı arkasında sizden saklanır. Ama ben bilincinizde tam da bu ebediyeti pekiştirmeye geldim.
Dünyadaki bulunuşunuz ölümsüz, ebedi değerlere, dünyevi yaşam okulunu bıraktığınızda ve evrimin yeni döngülerine geçtiğinizde, yalnızca sizinle beraber kalacak ebedi olana adamanın bir anlamı vardır. Şimdi ise size, ona nasıl dokunmanız ve günlük hayatınızda nasıl kullanmanız gerektiğini bilmediğiniz belirsiz soyut bir şey hakkında konuşuyormuşum gibi gelmekte.
Yüksek dünyalara, Yaradan’a olan İnancınız, fiziksel dünyanızdaki yaşamınız, Yüksek Dünyalara daha da yakın olması için gerekli olan tüm şartları ve ön koşulları sizin için yaratacaktır. Size kalan varlığınızın içinde, Ebedi Hayat perspektifinin açıldığı o noktayı bulmanızdır. Herkes böyle yüksek bir düşünceye sahip değildir. Pek çokları anlamayacak ve daha da kötüsü fantastik ve gerçek olmayan bir şey hakkında konuşulduğunu düşünecektir.
Sevgililerim, uzak dünyaların varlığına inanmadığınız sürece onlarla temas kurmak imkânsızdır. Bizim dünyamızdan korunduğunuz ve ona ne inanmak ne de girmek istediğinizi, bilincinizde 24 saat boyunca tutuğunuz koruma duvarlarınızda bir yarığın açılması gerekiyor. Dünyanızda, sizi illüzyonlar dünyasına götüren ve ebediyet hakkında düşünmenize imkân vermeyen pek çok icat vardır. Sizden Tanrı’yı gölgeleyen, bilincinizde öylesine büyük değere sahip şeylerle ben yarışamam. Kendinize gelmeniz için sizi zorlamak veya ısrar etmek bana yakışmaz.
Bazen gül goncası taç yapraklarını İnancın, Ümidin ve Aşkın güneşine uzanamadan açmıyor ve kuruyor. Hangi tanrılara ibadet edeceğinizi ve hangi yolu takip edeceğinizi siz kendiniz seçiyorsunuz. Ben sadece size Hakikate, illüzyon dünyasından Tanrı’nın Gerçek Dünyasına geri dönme zamanının geldiğini hatırlatıyorum. Yüksek Dünyalara uzanan, ruhunuzun taç yapraklarının açılması için siz kendiniz çabalamalısınız. Bazen ruhunuzun isteğine kulak vermek imkânsızdır, çünkü çevrenizdeki her şey bunun gerçekleşmemesine yöneliktir. Ama eminim ki sizler bu görevin üstesinden geleceksiniz.
İllüzyonların labirentinden sizi bir ip gibi dışarıya çıkartan iki özellik vardır. Birincisi İnanç’tır. İkincisi ise Aşk’tır. Bazısı için birinci sırada Aşk, ikincisinde ise İnanç olacaktır. Bazıları ise İnançla Aşk arasında bir fark olmadığını, çünkü gerçek İnanç, daima Aşk’a temellendiğini söyleyecektir. Tanrı’ya, insana, tüm Yaşama duyulan Aşk’a. Hayatınızda bu iki özelliği göstermenizi engelleyen her şeye dikkat etmenizi, illüzyonu aşmanızı ve İlahi Bilincin en doruk tepesine çıkmanıza engel olan her şeyi yavaş yavaş ortadan kaldırmanız gerekiyor. Her biriniz için aşmanız gereken birkaç temel engeli olacaktır. Ve her biriniz için bu özelliğiniz olmadan ileride var olamaz ve gelişemez gibi gelecektir. Bu öyle değildir, sevgililerim.
İllüzyonun güçlü olduğunu ve sizi çekiciliğiyle ve sihriyle büyülediğini anlıyorum. Ama İlahi Dünya da kendi büyüsü ve güzelliğiyle sizi hayran bırakabilir.
Sizler iki dünya arasında seçim noktasında bulunmaktasınız. Ve her biriniz yakın zamanda son kararını vermek zorundadır: İleriye götüren Gelişme Yolunu mu seçecek veya size gerçekmiş gibi gelen illüzyon dünyasının oyuncaklarıyla oynamak için illüzyonda kalacaktır.
Gördüğünüz gibi çevrinizdeki hayatın tüm çeşitliliği, mezuniyet sınavınızı vermenizi ve illüzyon dünyasından Tanrı’nın Gerçek Dünyasına geçmeniz için gözlerinizin önüne serilmiştir.
Esas Öz olan şey hakkında çok konuşulmaktadır. Çok basit sözlerle. Ve enerjimin kuvvetli itici hız gücünü (impulsumu) alan bir ruhun, illüzyon uykusundan gerçek Hayata uyanması ümidiyle, gelmeye ve bu basit şeyleri tekrarlamaktan yorulmayacağım. Benim görevim, semavi ambarda iyi tohumdan mahsul toplayabilmem için mümkün olan çok sayıda ruhu uyandırmaktır.
İhtiyacınız olan yalnızca inanmanız ve bütün zamanların Peygamberlerin emrettiği prensiplere göre yaşamanızdır.
Her şey bellidir. Her şey verilmiştir. İhtiyacınız olan karar vermeniz ve seçiminizi yapmanızdır. Şimdi. Sonra geç olacaktır.
BEN Alfa. Bir Babanın Ruhlarınıza olan Aşkıyla
© Tatyana Mikuşina, 2010
